Cumartesi, Kasım 26, 2016

Öğle Uykuları Bitiyor :(

Yaklaşık 2-3 aydır öğle uykusu uyumak istemeyen bir minnak kuş var :)

Öğle uykusunun çocuklar üzerinde çok olumlu etkilerinin olduğunu bildiğimden ve uyumadığında akşam üzeri huzursuz olduğundan ben biraz daha uyusun istiyordum ama ne mümkün..


Hatta önceleri resmen diretiyordum uyuması için.. Çok sevdiği ninnileri açsam, masal anlatsam, masaj yapsam, pışpış da yapsam yok direniyordu uyumamak için.. Yatakta abartısız 2 saat oyalanıp sonunda uyumayıp kalktığı günler olmaya başlamıştı.. (ikimizde inat olunca) Hal böyle olunca da ben geriliyor kızıyordum zaman zaman.. Uyumak istemiyor musun? dediğimde 'hayır uyumak istebiom' diyordu.. Ve sonunda idrak ettim; kendi istediği için değil, zorunda olduğu için uyuyordu çocuk!

Onun için faydalı evet, çok erken kalkıp halsiz düşüyor evet ama istemiyorsa dayatmak, zorla uyutmak ne kadar faydalı olabilirdi sorusu şimşekler çaktırdı beynimde.. Ve çok çok pişman oldum onu zorladığım için..

Sonrasında bi araştırma içine girdim, 3 yaşına gelen bir çok çocuk öğle uykusunu reddediyormuş.. Kimisi 5 kimisi 3 yaşına kadar uyurmuş öğle uykusu... E be kizim sen zorla uyutulmak ister misin? acaba!

Zaten hafta da 3 gün gittiğimiz oyun grubunun 1 günü öğle uykusu saatine denk geliyor.. Artık zorlamıyor, uyku saati geldi diye yatağa almıyorum.. Çok erken kalkmışsa ve enerjisi tükenmişse uyumayı teklif ediyorum, kabul ederse gidip yatıyoruz :) Böylesi ikimiz için de çok daha sağlıklı.. Vücudu istiyor diye ruhun da istemesi şart değil ya!

Biraz daha büyüyor, artık tam bir birey olmuş, kendi kararlarını verebiliyor.. Çok şükür sağlıkla büyümesi büyük nimet ama keşke su gibi de akmasan be zaman...

26.11.2016
35 aylık :)

Pazar, Kasım 06, 2016

İlk Okul Deneyimi :)



3 yaşa kaldı 1 ay :) Nasıl hızlı geçti zaman, bazen bebeklik fotoğraflarına dalıp çıkamıyorum.. Gerçekten de özleniyormuş o minik haller..

Neyse ben konuma döneyim :) Büyüdükçe, sana yetememekten daha çok korkmaya başladım.. Büyüyorsun, öğreniyorsun, yenilikler istiyorsun.. Ben ne kadar alakadar olsam da yaşıtlarınla oynadığında alacağın keyfi sana yaşatmam zor gibi gelmeye başladı, etkinlik bulma da sıkıntı yaşamaya başladım derken bi anne-çocuk evi arayışı içine girdim.. Aslında uzun zamandır düşündüğüm bir şeydi ama genelde normal kreşler vardı ve anneyi kabul etmiyorlardı.. Bu da imkansızdı bizim için en azından şimdilik.. Çünkü henüz tam anlamıyla kendini ifade edemiyorsun, herhangi bi ses yükselmesinden fazlaca tedirgin oluyorsun.. Ve en önemlisi de biz bu devirde kendimizden başka kimseye güvenmiyoruz seni emanet edebilmek için.. Çünkü annecim öyle şeyler duyuyor, okuyoruz ki ciğerimiz yanıyor.. Sen gözümüzün nuru önce rabbime emanetsin sonra bize..

Sonra bir gün tesadüfen evin biraz uzağında bir anne-çocuk evi yazısını gördüm bi yerden gelirken.. 3 ay önce taşınmışlar buraya.. Hemen netten numarasını bulup irtibata geçtim ve cuma günü ilk olarak deneme amaçlı gittik beraber.. (04.11.2016 / 34 aylık )

Keyif alacağından emindim nitekim öyle de oldu.. En güzel yanı sanırım benimde istediğim an dahil olabilmem, istediğimde karşıda oturup seni rahatlıkla izleyebilmem :) Sonrasında şu an için 1 aylık üyelik yaptırdım, önümüz kış belki gidip gelmekte sıkıntı olabilir diye.. Hem zaten kısmet olursa uzun yıllar okul hayatın olacak ve bence ne kadar geç başlarsan bu maratona o kadar iyi.. Bıktırmak istemiyorum seni şimdiden ;)

Çok güzel bir yer, öğretmenler çok tatlı, stajer ablalar ilgili.. 1 saat yaşınıza uygun aktiviteler yapılacak 1.5 saat de serbest oyun alanında oynayabileceksiniz..
Eylül, İdil, Göktuğ oynadığın arkadaşlarının ismi.. Bildiğin şarkılar söylenirken öyle güzel oynadın ki..  'öytmenim' bile dedin yaa :)

Salı, perşembe ve cuma günleri gideceğiz şimdilik.. İnşallah yararına olur, sana güzellikler katar annecim..

Seni Seviyorum..


Cumartesi, Eylül 03, 2016

Bez Bırakma Operasyonu :)



Bez bırakma serüvenimiz 07.08.2016 da sen 31 aylıkken başladı.. Uzun zamandır vakti geldi deyip bir türlü adım atamayan ben, o sabah direkt bez takmayarak başladım işe.. Üstelik bezin paketini yeni açmış içinden bir tane kullanmıştım daha :)

Neyse o sabah uyandığında içini boşalttığım bezin boş poşetini gösterdim 'aaa bezin bitmiş, artık bez yok hadi bunu çöpe atalım' dedim.. Poşetin içine bakıp 'bez bitmişş' dedin şaşırarak.. Sonra sana kilot giydirdim, artık onu giymen gerektiğini anlattım.. Beraber poşeti çöpe atıp geldik.. Kilodu çıkartmamı istedin sürekli, tenine değdikçe rahatsız oldun.. Büyükler böyle giyinir dedim bezi bırakan arkadaşlarını örnek verdim, ikna oldun ve 2. günden sonra diretmedin çıkar diye..

Önceleri henüz 1.5 yaşındayken klozet kapağı alıp kakan geldiğinde seni tuvalete götürüyordum ara ara, ve korkmadan yapabiliyordun.. Bunu örnek vererek artık çişin geldiğinde de tuvalete yapman gerektiğini anlattım.. 'artık bez yok, çişler tuvalate' dedim sürekli.. Üstüne bir de pepe'nin çişimiz tuvalate şarkısını söyledim aklıma geldikçe.. 

İlk üç günü saymazsak sonrası gayet olağan bir şekilde geçti.. O üç gün kabus gibiydi, çişini söylemiyordun amenna daha yeni başladık lakin götürünce de azcık yapıp 'bitti' diyordun, içeri geçince yelkenler foraaa :) Allah'ım olmayacak dedim kendi kendime çünkü altına kaçırınca ıslaklıktan rahatsız da olmuyordunnn! Neyseki 4. gün rayına oturmaya başladı, en azından daha uzun tutmaya ve altına kaçırınca 'ıslandıııı' diye gelmeye başladın.. Sticker yapıştırmak da işe yaradı biz de :)

1 hafta evde takıldık, sonra evin yakınındaki parka çıktık yaklaşık iki saat tutabildin çişini :) Daha sonraki günlerde dışarı çıktık, tedirgindim dışarı konusunda ama şükür onu da sorunsuz atlattık..
Hatta bu sayede israrla alaturka tuvalete yapmama inadını da kırmış olduk :)

1 ay olacak bir kaç gün sonra hala tam anlamıyla çişim geldi diye haber vermiyorsun ama son bir haftadır bazen söylüyorsun.. Böyle böyle olacak zaten kolay mı tuvalet alışkanlığı kazanmak, doğdun doğalı bez vardı hayatında hep..  Bu ara da gece de hiç sarmadık altını, ara ara kazalar oluyor ama bende 'gece-gündüz bir bıraktırılmalı' kanısındayım..

Velhasıl 3 günde alışanları da duydum 1-2 ay boyunca uğraşanları da.. Bence önemli olan, çocuğun hem biyolojik hemde psikolojik açıdan hazır olması gerekli.. Ve tabiki annenin psikolojisini de yabana atmamak gerek.. Çünkü gerilir, isyana düşerse her şeyi daha sonra sil baştan yaşaması gerekecek ve çocuğa tuvaleti kullanmak istemezse beze geri dönme ihtimalinin varolduğunu gösterecek.. Ki bu da çok fazla bir zaman kaybı yaşanacağının kanıtıdır..

Umarım bu yola başlayan tüm anne ve kuzularının hikayesi çabucak mutlu sonla biter :) 


Cuma, Temmuz 01, 2016

Bir Emzik Bırakma Hikayesi ;)


26.06.2016 da başladı emzik bırakma hikayemiz, yani sen 30 aylıkken ;)

Geçtiğimiz hafta boğaz enfeksiyonu yüzünden ateşin çıktı ve ateşliyken emziği hep ısırarak geveledin ağzında.. Görseldeki emzik 1 gün de bu hale geldi.. Artık vakti gelmişti vedalaşmanın dedim ve yenisini almadım..Çünkü alınca ve ağlayınca dayanamayıp veriyordum hemen...Ucu iyice sünen emziği çektim kopardım.. Kopan kısmı atıp emziği bu şekilde yastığın altına bıraktım.. Akşam olduğunda yatağa gelince her zamanki gibi 'emziiimmm' dıyerek yastığı kaldırıp emziği aldın, emmek istedin ama koptuğu için mümkün olmadı.. 'aaa emzik kopmuş ısırdığın için, artık emilmez hadi onu atalım' dedim yastığın altına geri bıraktın.. Bi kaç dakika sonra tekrar aldın ağzına 'aaa emziimm kopmuş' dedin geri bıraktın.. Sonra artık büyüdüğünü, o olmadan da uyuyabileceğini anlattım sana..

İlk gece uyandın bi 5 dakika kadar ağladın, mızmızlandın sonra uzunca bır süre uykuya dalamadın ama en nihayetinde döne döne uyudun ;)

Sonraki geceler ağlama olmadı ama uykuya geçiş süren çok uzadı maalesef.. 2 saat boyunca yatakta döne döne sonunda pes edip dalıyorsun.. Tek sıkıntımız uykuya dalma sürecin şu an için..

Çok şükür korktuğum gibi olmadı.. Bunun en büyük sebebi bence sadece uykuya geçişlerde emziği kullanmış olman.. Gündüzleri bazen isterdin ama hep 'o sadece uyurken emilir' dedim ve sende bunu kabullenip diretmedin hiç..

Bir başka sebepte emziği senin ısırarak koparman oldu diye düşünüyorum.. Eğer sağlam emziği ben kesip koparsaydım kabullenmezdin bence... Sen ısırırken kopacağını söylüyordum hep ona rağmen devam ediyordun.. Kopmasına sebep kendin olduğun için sesini çıkaramadın gibi :))

Bugün 6. gün, çok şükür bi sıkıntı yok şimdilik.. Kopmuş emzik hala yastığın kenarında sürünüyor arada bakıp geri atıyorsun :) Bi süre daha dursun bakalım..

Sırada bez bırakma operasyonu var :)) Hee bir de biberonla süt içmeyi bırakman lazım.. Bardakla süt içmek istemiyorsun bi türlü.. Uykudan önce içtiğin için sanırım onu da uykuya geçişte bi obje olarak görüyorsun.. 

Hayırlısı bakalım, herşey sırayla, sıkmadan, kasmadan :))

Seni çok seviyorum annecim :)

Çarşamba, Haziran 01, 2016

İstanbul !


(24.05.2016-30.05.2016)

Severim İstanbul'u... Tarihini, denizini, kız kulesini, boğazını herbişeyini lakin hiç sevmem trafiğini :))) Çocukla gezmek zormuş çünkü trafikte beklerken inanılmaz sabırsız oluyorlar.. Zaten o trafik olmasa bende dahil daha bir çok insanın yaşam alanı olarak ilk sıradaki tercihi olurdu sanırım..

Bu yaşıma kadar defalarca gidip gezmeme rağmen son gidişimde aslında gözüme hiç görünmediği kadar manalı göründüğünü farkettim.. Çünkü bu sefer meleğim eşlik etti bana :)

Gördüğü gemilere '' aaa baaak gemiii'' diye şaşırdı uzunca bir süre.. Eminönünde kuşlarla oynadı, Kapalı çarşıda gezindi etrafa şaşkın şaşkın bakarak.. Daha önce bekarken en deli çağlarımda gezindiğim yerlerde yanımda kızımla gezmek çok çok başka güzeldi..

Manisa'ya geçmek için bindiğimiz feribotta, uzun uzun gemileri izledi sonra ben kaçtım o kovaladı, 'koooşş' diye bağırırken nasıl da şen kahkahalar attı etrafa ve bir kez daha aynı aşkla hayran bıraktı beni kendisine.. 




Hem düğün nedeniyle gidişimiz hemde havanın serin ve yağmurlu geçmesi sebebiyle çok uzun gezemedik ama bir sonraki gidişimizde acısını çıkarırız inşallah.. 

Seni çok seviyorum annecim..



Pazartesi, Mayıs 16, 2016

Çocukta Başlar...



Daha önce ki yazılarımda anlatmak istediğim bir çok şeyi barındırmış bu yazı.. Kalemine, yüreğine sağlık!

“Kendi kendine yiyemez, boğazına kaçırır, üstüne döker, etraf kirlenir” diye düşündüğü için püre yapılmış sebzeleri 1 yaşındaki çocuğuna yediriyordu anne. Çocuk bazen kafasını “hayır” anlamında sağa sola çevirdiğinde “daha doymadı, ben bilirim” diye yedirmeye devam ediyordu kadın. Annelik çocuğuna ne kadar çok yemek yedirdiğinle ölçülüyordu çoğu memlekette. Çocuk açlığını, tokluğunu annesinin daha iyi bildiğine kanaat getiriyordu bu vesileyle… Büyük ihtimalle ömür boyu sürecek bir yeme probleminin ilk adımları atılıyordu.

“Öpsün amca bir kere” diye çocuğu zorluyordu adam. Amcası yeğenini öpmek istiyordu daha doğal ne olabilirdi. Çocuk amcasına yüz vermezse, öpmesine izin vermezse amca kendisini değersiz hissedebilirdi (Allah muhafaza). Çocuğun bu öpücüğü kabul edip etmemesi önemli değildi. Büyükler karar vermişlerdi işte. Amca çocuğu öpecekti. Ayıp olur(du). Kız çocuğu bu yaşantıdan öpülüp öpülmemesinin büyüklerin tasarrufunda olduğunu öğrendi. Kendi bedeni hakkında tam söz sahibi olmadığını; istemese de bazen büyüklerin onu öpebileceğini… Belki de daha fazlasını. (Ah çocuk senden bin kez özür dilense az artık!)

 “Ben de süpürücem” diye annesinin peşinde koşuyordu 2,5 yaşındaki çocuk. Anne elinde elektrik süpürgesiyle yerdeki kırıntıları süpürüyordu, acelesi vardı. “Sen yapamazsın” dedi çocuğuna, hızlı olmalıydı, tertemiz olmalıydı ve. Misafir gelecekti… Çocuk yetişkin olup evlendiğinde karısı ev işlerine yardımcı olmayan bir kocası olduğu için üzülüyordu çok. Bütün işleri tek başına yapmak ona ağır geliyordu. Ne olurdu bir kere de kocası süpürseydi evi. Ama adam yardımcı olmuyor(du) bir türlü. İçinden gelmiyor(du). Neden?

“Ödevlerini yap” diyordu anne 8 yaşındaki çocuğa. Yapmadıysa eğer sabah kahvaltı sofrasında, çayını yarım bırakıp o yapıyordu onun yerine. Öğretmene rezil olmasın(dı) çocuğu; kızılmasın, sorumluluğunu eksik bırakıp gitmesin(di) okula. Ödevleri hep tastamam şekilde okula giden çocuk sınavlarda bir türlü iyi not alamıyordu. Sınavlara annesi onun yerine giremediğinden olsa gerekti bu durum.

Her sabah ne giyileceği konusunda kavga ediliyordu evde. Anne ve 4 yaşındaki kızı arasındaki bu gerginlik günün başlangıcını zora koşuyordu. Bir gece önceden hazır ediyordu anne kıyafetleri, kız da onaylıyordu onunla birlikte ama sabah olduğunda kız çocuğu unutuveriyordu dün gece verdiği sözü. Başlıyordu “Bunu giymem” diye ağlamaya. Anne kızıyordu ve giydiriveriyordu kızını zorla. Bu yaştaki çocuğun dün geceden bu sabahı tayin etmekte zorlandığını tahayyül edemiyordu. Oysaki ne istiyorsa onu giysin(di) kız. Belki biraz üşürdü, ama kavga olmazdı. Hem bir gün üşürse öteki gün kalın giyinir(di) belki… Kendi konforunun sorumluluğunu alırdı…

İnsanlar ikiye ayrılır: Hayatlarının sorumluluğunu alabilenler ve alamayanlar. Hayatlarının sorumluluğunu alamayanlar kurbandırlar. Başlarına ne geldiyse başkaları yüzündendir, başlarına ne geldiyse başkalarının seçimleridir. Onlar biraz da çocukluklarını kurbanıdırlar. Çocukluğunda yemeğini yemeye, evi süpürmeye, ödevini yapmadığı için öğretmenden azar işitmeye hazırken bunları yapmalarına izin verilmedi. Bedenine dokunulmasını istemediği halde ona kendini öptürmesi emri verildi. Çocukken sorumluluk almayı öğrenmedikleri için büyüdüklerinde ve bu sorumlulukları almaları onlardan beklendiğinde zorlandılar; yardımcı olamadılar isteseler de ya da koruyamadılar kendilerini bu dokunuşun yanlış olduğunu bile bile.

Eylemlerinin sorumluluğunu alamayanlar duygularının sorumluluğunu da alamadılar. Üzgün olduklarında karşısındakini suçladılar “Beni üzdün…” dediler bu deyişin içinde suçlama vardı; oysaki üzülen kendileriydi “Ben üzüldüm” dediğinde ortada suçlu kalmıyordu ve iletişimin önü açılıyordu. Her şey küçük sorumluluk ile başlıyordu... Duygularının sorumluluğunu alamayanlar yaşamlarının ve yaşamlarının sorumluluğunu alamayanlar kaderlerinin sorumluluğunu alamadılar.

Hep başkaları oldu suçlu. Ve sonra, işte bu dünya çıktı ortaya. Birilerinin ötekilere hayatı dar ettiği, hayatı dar edilenlerin dönüp intikam aradığı. Birilerinin hep haklı, ötekilerin hep “dış mihrak” olduğu; hiç güvenli zafiyeti olmayan ama sürekli insanların öldüğü bir dünya…

Başlangıçta her şey çok basitti. O çocuk etrafı kirletmek pahasına kendi yemeliydi o yemeği.. O kadar..


Damla Çeliktaban

Cumartesi, Mayıs 07, 2016

Paylaşım Arsızlığı..





Bebeğim küçükken başlangıçta bende fotoğraflarını paylaşmadım uzunca bir süre, hatta görmemişin kızı olmuş tepkilerine bile maruz kaldım!


Görmemiştim vallahi, ilk defa anne oldum :)

Paylaşmama sebebim nazara inanan bir insan olduğum için, nazar değmesinden korkmamdı.. Ama gel gör ki; önemli başka sebeplerde varmış paylaşmamamız için.. 

Mesela çok güzel çıkmış / gülmüş dediğim pozlarını paylaşamıyordum bi dönem, hala da çok nadirdir paylaştığım.. Bazen ekleyeyim orada da kalsın, anısı olsun istiyorum ama işte cayıyorum sonra :)
Tanımadığım insanların görmesine, aaa ne tatlı, akıllı, güzel, şeker bilmem ne kızın var demesine gerek yok, şükür kendi egomu çocuğumun fotoğraflarına gelecek yorumlarla tatmin edecek kadar hasta değilim!

Bir kaç gün önce bu paylaşımı gördüğümde ne kadar da doğru karar verdiğimi anladım.. Herkes okumalı kesinlikle.. İşte o yazı;

Günümüz anne babası sosyal medyada sadece kendi fotoğraflarını değil çocuklarının da fotoğraflarını paylaşıyorlar.. Doğum günü partileri, okul gösterileri, oyunlar, özel anlar gibi bir çok an’ı dostları arkadaşları görsün istiyorlar.. Keyifle yapılan bu paylaşımlar bazen çocuklarının utancı, bazen de bir sapığın hedefi olabiliyor. Bu konuda çoğu ebeveyn davranışlarının farkında değil.. Ayrıca bir çok kişi yayınladıklarını kimlerin görüp kimlerin göremeyeceği konusunda sosyal medya gizlilik ayarları konusunda gerçekten bilinçli değil.. İnternet üzerinde bir çocuğun nelerinin paylaşılmasından kaçınmak gerekir?
1. Banyo, Deniz, Havuz Fotoğrafları
Çocuğunuzun banyo yaparken, denize girerken çıplak fotoğraflarını paylaşmayın.. Normal biri için son derece normal, masum, eğlenceli olan bu fotoğraf çocuk pornocuları için malzeme olabilir.. Çocuğunuz ileriki yaşlara geldiğinde bu fotoğraflar onu utandırabilir.. Unutmayın eklediğiniz bir fotoğraf siz silseniz bile sonsuza kadar bir yerlerde kalır...
2. Hasta Halleri
Aslında çoğumuz kötü anlarımızı başkalarının görmesini istemeyiz.. Çocuğunuzun hasta, yaralanmış, mutsuz hallerini sosyal medyada yayınlayıp başkalarının dikkatini çeken anne baba kendisini sorgulamalıdır.. Farkında olmadan çocuğu üzerinden ilgi çekmeye çalışıyor olabilir.. Çocuğunun hasta halinin fotoğrafını yayınlamak yerine, gerçekten gerekli ise kısa bir bilgilendirme çok daha nezaketli olabilir...
3. Çocuğunun Sorunlu Davranışlarını Paylaşmak
Günümüz akran zorbalığı daha çok sosyal medya üzerinden yapılıyor.. Bazı anne babalar bilerek yada bilmeyerek çocuklarını gülünç duruma düşürecek yada alay konusu olmasına “online utandırmaya” yol açacak paylaşımlarda bulunabilirler.. Aile içi gizliliği, mahremiyeti, çocuğun kişisel sınırlarını bozacak anılar paylaşılmamalıdır...
4. Bebeklik
Şu anda bebek bile olsa ileride büyüyecek, çocuk, genç ve yetişkin olacak.. İleride utanmasına yol açacak örneğin çiş yaptığı anlar gibi yayınlardan kaçınılmalıdır.. Tuvalette iken çekilmiş fotoğrafları varsa sosyal medyada yayınlamak yerine kendi özel albümünüzde tutabilirsiniz..
5. Çocuk Hakkında Özel Bilgiler
Kötü amaçlı kişilerin kullanabileceği bilgileri paylaşmamak gerekir.. Örneğin “Evde tek başına bizi bekleyebiliyor”, “okuldan eve yürüyerek tek başına gelebiliyor”, “aferin oğluma kardeşine biz yokken bakıyor” gibi bilgileri kimlerin kötü niyetle kullanabileceğini bilemezsiniz.. Kurumsal sayfalar hariç özel telefonunuz, adresiniz gibi bilgiler başınıza olmadık sorunlar açabilir...
6. Başkalarının Fotoğrafları
Başkasının çocuğunun fotoğrafını yayınlamadan önce düşünmek gerekir.. Onun ailesi buna izin verip vermeyeceği, rahatsız olup olmayacağı iyi düşünülmelidir...
7. Akran Zorbalığına Maruz Kalan Çocuk
Eğer çocuğunuz başka çocukların zorbalığına maruz kalıyorsa bir kriz planı yapın.. O çocukların ebeveynleri, okul yetkilileri ve gerekirse yasal mercilere ulaşmaya çalışın ve hemen önlemenin yolunu bulun.. Bu konuda çocuğunuzu suçlayarak zaman harcamayın...
8. Nasıl Algılanıyor?
Bazı ebeveynler, öğretmenler bir çocuk için normal, doğal davranış ancak yetişkin gözüyle komik olan görüntüleri yayınlıyorlar.. İzleyenler için komik, eğlenceli gelen bu haller çocuk için şimdi yada gelecekte kabus olabilir.. Buradaki ölçüt, görüntünün nasıl algılanacağını iyi süzmenizdir.. Çocuğun, doğaya, insanlığa, yaşama dair olumlu değerleri sunan görüntü ve mesajlarda sorun yoktur.. Sorun, yanlış anlaşılabilecek, alay konusu olabilecek, tartışmaya yol açabilecek mesajları içeren paylaşımlardır...
Eskiden “nazar değer” diye kaçınılan bir çok durum günümüzde övünülen bir durum olarak algılan abiliyor..Aslında yılların süzgecinden geçerek gelen ve çocuğun korunmasına dönük olan bir çok tutum vardı.. Günümüz online yaşamın verdiği, özgürlük ve rahatlığın getirdiği riskleri iyi bilmek gerekir..Unutmayın, resimler, videolar ve sözler her çeşit insan tarafından görülüyor..
Şenel Karaman
Uzman Psikolog

Salı, Nisan 26, 2016

Çocuklar Ağlamasa :(

Sol alt azi dişinin patlamasiyla birleşen grip, burun tikanikliği, kulak iltihabi ve öksürük maalesef antibiyotik kullanmamiza sebep oldu.. Yaklaşik 8 gün sürdü burun tikanikliği, uyurken ve yemek yerken çok zorladi seni.. Doktor ağzina, kulağina bakarken, stetoskopla göğsünü dinlerken çok ağladin.. Sen ağladikça benim canim yandi...

Sonra eve geçince doktorun ağzina ve kulağina baktiğini, bu yüzden korkup ağladiğini anlattin hararetli bir şekilde.. Ben yanindayim korkma dedim, hasta olduğun için bakmasi gerektiğini anlattim.. Sonra tekrar başa sardik, tekrar anlattim.. Bir kaç dakikalik bir işlemin seni nasil da korkuttuğunu düşünürken geçenlerde izlediğim bir video geldi aklima, yutkundum..

Mersin'de 2.5 yaşinda bir kiz çocuğu dayak yiyor öz annesi denilen yaratiktan! Çocuk bağira bağira ağlarken bu cani basiyor tokati, yere düşünce de ayağiyla üstüne basiyor.. Bütün bunlar yetmez gibi 'nankör bu nankör' diye bağirip beddualar savuruyor! A embesil o yaşta bir çocuk nankörlüğü ne bilsin! Böyle canilerin nefes aldiğini bilmek insani yoruyor gerçektende.. Çocuk; dağitir, döker, altinida üstünüde pisletir.. Evet zaman zaman sabrini zorlar ama hiçbiri ona vurmana sebep olamaz, annesi bile olsan! Ben izlerken ağladim, senin elin nasil kalkti, ciğerin nasil yanmadi??
Sen Allah'a havalesin de ben o yavruya acirim.. 1-0 yenik başliyor hayata.. Umarim atlatamayacaği yaralar almamiştir..

Cumartesi, Nisan 23, 2016

23 Nisan!



23 Nisan bugün, çocuk bayramı.. Ve sen bugün 28 aylık oldun meleğim..

Bizim zamanımız da ne de güzel kutlamalar yapılırdı..

6. Sinif öğrencisiyken bandoya katilmiştim, Allah'im nasil da gururla vururduk, ses çinladikça bi havalara girerdik.. 23 Nisan gelmeden çalişmalara başlar, inletirdik saği solu.. Gün gelip çattiğinda da kuşanirdik bir güzel kutlama alanina giderdik çalarak ve ayaklarimizi vurarak.. Mahalle aralarindan geçerken insanlar yol kenarinda bekler alkiş tutar, bayrak sallardi..  O gururlu bakışlar üzerimizdeyken bizden mutlusu yoktu.. Hatta  yağan yağmura, özenle hazırlanan saçlarımızın bozulmasına, ayakkabımızın çamur olmasına bile aldırış etmezdik.. Kutlama bitip de eve geldiğimizde sırayla tv.ye koyulan çocuk filmlerini seyrederdik.. O gün bizim günümüzdü!

Çoook uzun zamandir duyamiyorum bando seslerini.. Ülkemde aci çok ama elbet acilar son bulacak ve gelecektir yine çocuklara armağan edilen günlerin güçlü ayak sesleri.. Bayramlarin bayram gibi kutlandiği, çocuklarin çocuk gibi yaşadiği güzel yarinlara inşallah.. 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramimiz Kutlu Olsun!

Seni Seviyorum annecim...



Pazartesi, Nisan 18, 2016

Kimyasal Doldu Taştı İçimiz!

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada çocuk şuruplarında alkol kullanıldığına dair bi habere denk geldim üstelik o şuruplardan birtanesini (Peditus) kızım için kullanmıştık boğazı kızardığında.. 

İçim cız etti..

Yorumlarda içinde alkol olmayan ağrı kesici yoktur mümkünse kullanmayın yazanlar vardı..  İyi hoş da güzel kardeşim tüm doğal yollara rağmen ateşi düşmüyorsa bu çocuğun ve ateş tehlikeli hastalıklara gebeyse ne yapmak gerek onu da bi yazsaydın sana zahmet..

Bir başkası, 'olur mu öyle şey doktorlar içinde alkol olan ilacı niye yazsın, ilaç firmaları birbirini karalamak için böyle haberler çıkarıyor' demiş.. Gittim baktım ilacın üstüne ama gerçekten varmış..

Bu minicik yavrulara yazık değil mi peki, ya daha sonra bir yan etkisini gösterip zarar verirse ? Güvenecek insanoğlu kaldı mı dünyada gerçekten ?

Hadi şimdi milyon tane soru kur kafanda, ve hepsi cevapsız kalsın..









Salı, Nisan 12, 2016

Çocuk Susar Sen Susma!



Kesinlikle Türkçe olarak uyarlanmalı ve kamu spotu olarak yayınlanmalı bu video.. Animasyon şeklinde olması miniklerin dikkatini çekecek ve seyrederken bilinçleneceklerdir mutlaka..

Çocuklara nasıl daha güzel bir Dünya bırakabiliriz diye düşünmemiz gerekirken uğraştığımız şeylere bak!

Çocuk istismarı yapanlar, nasıl kaldırıyor mideniz, nasıl bu kadar ayaklar altına düşebiliyorsunuz?? Aklım almıyor..

Duyuyoruz sosyal medyada, yok artık o kadar da değildir medyanın abartmasıdır dediğimiz ne çok haber var maalesef ve keşke medyanın abartması olsa ve o küçücük bedenlere uzanan eller taş kesilse...

Elimizden geldiğince anlatmalıyız onlara doğruyu yanlışı, bi doktorun bile sadece bizim gözetimimizde ona dokunabileceğini..

Onların anlattığı şeyleri bazen önemsemeyen, geçiştiren, şimdi işim var sonra anlat diyen ya da ufak bir hata yaptığında kükreyip çocuğu fazlası ile korkutan ebeveynler var işte bundan sebeptir ki çocuk büyüdükçe içine kapanır ve ailesine bir şey anlatmaz olur.. Dikkat edelim, bu tür davranışlardan kaçınalım ve görseldekileri onlara öğretelim..





Allah bütün küçük yavruları öyle kalbi katran karası olmuş pisliklerden korusun inşallah.. Yar ve yardımcıları olsun her daim..


Cuma, Nisan 08, 2016

Herşey Nasip...



Ben bu bloğu açarken ilerde seninle okuyabilmeyi hayal ederek açtim.. Ama nasip olur mu, Allah o kadar ömür biçti mi bilmem annecim.. 

İnsan korkuyor ister istemez ya erken veda etmek zorunda kalırsam diye.. Okula başladiğinda yaşayacağin heyecani, okuma yazma öğrendiğin zamanlari, genç kizliğa attiğin adimlari, belki aşik oluşunu ve babanın nasıl deli olduğunu, :) mezuniyetlerini, meslek sahibi olduğunu, evliliğini, anne olduğunu daha neleri görmeyi hayal ediyorum bir bilsen.. Mesela sen büyümüşsün, lisedesin şöyle denize nazır bir yerde oturup kızkıza çay içip sohbet ederiz, ilk kalp çarpıntın dökülür belki o an da dudaklarından, ve sonra ben başlarım nasihatlarıma :) Basit ama seninle gerçekleşebilecek en güzel hayallerden birisi..

Bütün bunların yanında daha sana öğretmek istediğim ne kadar çok şey var aslında, sevdiğim kitapları seninle paylaşmak, yararlı olacağını düşündüğüm tecrübelerim, keşfedilecek en güzel yerler, vizyona girmesini sabırsızlıkla bekleyeceğimiz filmler, zamanı geldiğinde ya da gelmeden sana anlatacağım ne çok şey var kafamda.. 

Tam da burada dön ve bunu tekrar oku olur mu çünkü sana anlatmak istediğim çok şey var orada..

Sen ben ve baban öyle güzeliz ki..
İnşallah Allah nasip eder bizlere o günleri görmeyi..

Bu arada bunları yazarken çok sevdiğim bir şarkıyı dinliyordum belki ilerde sende dinlemek istersin okurken ;) ( Senin zamanının modasına uymaz ama güzeldir güzel ;)

Hüsnü Arkan & Birsen Tezer - Hoşgeldin
https://www.youtube.com/watch?v=nZ7rbhJP3DA

Seni Seviyorumm annecim..

Salı, Nisan 05, 2016

Gecikmeli Gelen 2 Yaş Aşısı :)


Bugün 2 yaş aşın ( hepatit A ) yapıldı, evet evet yanlış okumuyorsun 27 aylıksın ve bugün yapıldı 2 yaş aşın.. Sağlık Bakanlığında sıkıntı varmış, aşı gönderimi yapılmıyormuş, Türkiye genelinde böyleymiş denildi.. Her ay aradım ama sırada olduğumu, haber verileceğini söylediler.. Durmadım araştırdım, internet üzerinden annelerin konuşmalarına şahit oldum ki, gerçekten Türkiye genelinde öyleydi.. Sonra eczanelerde aradım ücret karşılığı alıp yaptırabilmek için ama baktıklarım arasında bulamadım maalesef.. Onlarda aynı sebepleri sıralayınca inandım artık :)

Öğlene doğru önce parka gittik biraz, hava da güzeldi bi güzel oynayıp, eğlendin.. 13:30 gibi de aşını yaptırmaya gittik.. Sol kolundan yapıldı, biraz ağladın haliyle ama öncekiler gibi çok sürmedi, çabuk toparladın.. Bir sonraki aşı ana sınıfına başladığında yapılacakmış.. Şükür uzunca bir süre rahatız :) Ateş yapmaz, yaparsa verirsin ateş düşürücü dedi ve çok şükür saat şu an; 23:16 çıkmadı ateşin.. İnşallah gece de çıkmaz ve bu şekilde atlatmış oluruz.. 

Seni seviyorum annecim..

Pazartesi, Nisan 04, 2016

Oyuncu Minnak :)

Bebekliğinden beri hep oyunlar oynarız seninle :) Kısa ve detaysız olan oyunlar sen büyüdükçe şekillendi tabii.. Sürelerini hep kısa tuttum oyun oynamaktan sıkılma diye.. Zaten keyif aldığın oyunları tekrar tekrar oynamak istedin.. Şimdiye kadar niye eklememişim ki buraya, anisi olur ne güzel :) 

Oyun hamurları ile şekiller çıkartıyoruz böylece şekillerin görsel hali ve isimleri daha çok yer ediyor kafanda..

Mesela internette bulduğum bu oyunu defalarca oynadık; cam ve geniş bir borcamın içine doldurduğum suya, su balonlarını minik minik şişirip, ağız göz yapıp attım içine.. Burda hem renkleri keşfetmeye başladın hem de suyla oynarken hiç sıkılmadın.. Şıp şıp her yer ıslandı ama kahkahalarına değdi.. Suyla oynamayı sevmeyen çocuk var mıdır acaba ;)



Oyunlar kurarken internet kurtarıcım oldu hep, fazlasıyla çeşitler var, oyun oynamayı seven ne çok anne var, içindeki çocuğu ölmeyen anneler..

Boyama yapmayı da seviyorsun şükür.. Sana farklı farklı nesneler çiziyorum isimlerini söyleyip içini boyar mısın dediğimde bulup boyuyorsun.. Elini kağıda çizip parmaklarını boyuyoruz, parka çıktığımızda topladığımız yaprakları boyuyoruz..




Hafıza oyunumuz da çok sevdiklerin arasında..




Lego puzzle oyununu beraber yaptık, boyama olduğu için.. Pastel boya kullandık kolay boya diye ama çok kullanışlı olmadı, boya dağıldı biraz.. Bir sonra ki seferde daha büyüğünü yapıp keçeli ya da mum boya ile boyamak lazım ;)




Seni seviyorum annecim..




Cumartesi, Nisan 02, 2016

Biiissleettt :)



Bilinçli olarak İLK istediğin şey bisiklet oldu ;)

Niloya da ve parkta gördüğünde 'biissleett baak' diyordun her seferinde.. 27. ay bisiklet için erken miydi emin olamadan deden alıp gelmiş :)  (29.03.2016)

Başlangıçta önünde ki ayıcık kafasından korktun ama, sonra cicik yaptıkça, öptükçe alıştın ve üstünden inmez oldun.. Parkta, terasta binmeyi çok sevdin..

Arkasından itmeli olması avantajdı çünkü hem ayakların pedala yetişmiyordu hemde bebek arabası gibi kullanımı çok kolaydı.. Zaten daha sonra çıkabilecek aparatlar olduğundan, kendin sürmek istediğinde sorun olmayacak..

Ben çok düşerdim bisikletten dizlerim kanar yara bere olurdu hep, abimin önüne bindiğimde ayağım jantların arasına sıkışmış canım çok yanmıştı.. Hala hatırlarım nasıl gözyaşı döktüğümü :) Ama ona rağmen binmekten vazgeçmemiştim.. Ve ne büyük tesadüf ki aynı yaşlarda babanın ayağı da o şekilde jant arasında kalmış :) Umarım senin başına öyle birşey gelmez prenses..

Tarihe not olsun bu da burada dursun :)

Seni seviyorum annecim..


Cuma, Nisan 01, 2016

Anneler Lütfen :)



Özellikle 2 yaştan sonra meraklari arttigi için öğrenmeye daha meyilli minikler ama kavramasinin zor olmadiği şeyler öğretilmeli bence..  Fazla bilgi yükleyerek çocugu zorlamaktan, biktirmaktan ileri gitmeyen anneler var, 'ayy seninki daha sayamiyor mu, benimki alfabeyi öğrendi nerdeyse' ?? Aman ne güzel, eee bu cocuk okul öncesi eğitime başladiginda ne ögrenecek, ya da öğrenmek isteyecek mi? Her çocuk farklıdır, hepsi herşeyi aynı dönemde öğrenecek diye bir kaide yoktur..

Mesela çok karşilaştiği şekil isimlerini ya da belli renkleri öğrenmesi yeterli aslinda fazlasini minicik beyine yüklemeye çalişmak ne kadar dogru olabilir ki? Her öğrenimin dönemi var, zamanı geldiğinde hepsini öğrenmiş olacaktır zaten.. Bütün oyunlari etkinliğe dönüştürürsek oyun oynamak istemeyecek, ve görselde dediği gibi okul hayati başladiğinda bizsiz kendini yetersiz hissedecek..

Severek okuduğum Uçurtma Avcısı'nın bir bölümünde 'Çocuklar boyama kitabı değildir, onları en sevdiğin renklere boyayamazsın' diye bir dize geçiyordu.. Ne kadar da doğru anlayana.. Lütfen çocuğu üzerinden kendi egosununu tatmin etmek isteyen ben-merkezcilerden olmayalım..

Seni seviyorum annecim ;)

Perşembe, Mart 31, 2016

En Güzel Emeğimsin ;)




Ahh ne zormuş Türkiye de kadın olmak.. Şiddete, küfüre, cinayete, tecavüze maruz kalan ne çok kadın var.. Ve böyle bir düzenin içinde kız çocuğu yetiştirmek herşeyden zor.. Şu an 27 aylık ama herşey dikkatini çekiyor, soruyor öğrenmek istiyor, tv.de ki şiddet haberlerinden bile etkilenen bu yavruların benzer şiddetlere maruz kaldığını duymak akıllara zarar! Hele çocuk istismarı haberleri, gözüm görmesin, kulağım duymasın!

Zaten evhamlıyken şimdi çok daha fazlalaştı bu durum anneler de..
'Nasıl koruyabilirim onu' ?? Sorusu kemirdi beynimizi kurt gibi..

Mümkün mertebe yanında tv izlememek gerek, zira şiddet, kavga, küfür, ve daha fazlası orada mevcut..

“Öpsün amca bir kere” Ne kadar masum görünse de bu teklif aslında çocuğun hayatını fazlasıyla etkiliyor.. Çünkü bence çocuk o saatten sonra 'ona sorulmadan' öpülebileceğini düşünüp buna inanacak ne yazıkki..

"Bir öpücük verirsen sana çikolata vereceğim" der iyi niyetli yakınlarımız, ama istismar haberlerinde bunu tacizcilerin bir yöntem olarak kullandığını okuyoruz maalesef.. 

Bir şeyi yapmak istemiyorsa bırak yapmasın, rüşvetle yapıldığını ona empoze etmek günün birinde kötü sonuçlar doğuracaktır..

Bırak yakınlarını, anne-babanın bile 'annecim-babacım öpebilir miyim' diye sormaları gerek ki bilsin sadece o istediğinde öpüle-bileceğini..

Aza kanaat etmesi için her gördüğünü değil ama sadece tek bir şey alma hakkının olduğunu ona anlatabiliriz çıktığımız her alışverişte..

Parkta 'kardişş' dediği arkadaşları ile elindekinin bir kısmını paylaşabileceğini gösterdiğimizde, fazla olanı paylaşması gerektiğini öğretebiliriz kolaylıkla..

Teknolojinin üst seviyelerde olduğu bir çağ da yaşarken çocuğu bundan uzak tutmak hayli zor, ama sınırlamalar koyarak, belli oyunları oynamasına izin vererek kullanmasında bir sakınca olduğunu sanmıyorum.. Arada açtığım parmak oyunlarının ona bir zararı yok uzun uzun oynayıp müptelası olmadığı sürece.. Ki 10 dakikadan fazla oynadığını bilmem, alıştı sanırım ben istemeden kendi getiriyor tabletini..

Sen evde farklı oyunlar, evcilikler, ativiteler kurup oynatmazsan zaten farkında bile olmazsın o çocuğun teknoloji kurbanı olduğunun.. Bir çocuğun mutlu olması için ne pahalı oyuncaklara ne de teknolojik aletlere ihtiyacı vardır..

Zor evlat yetiştirmek, en güzel ve en özel emeğidir insanın, sen gözünden sakınırken, tırnağının ucuna zarar gelse dünyayı yakacağını bilirken bi başkasının ona zarar verme ihtimali kabustan öte, korkunç.. Allah yaşatmasın, bizleri çocuklarımızın acısı ile, zor günleri ile sınamasın.. Gerisi boş, para-pul gider sonra geri yerine de gelir.. Hayatta çok daha önemli şeyler var..

Sağlıkla, huzurla, barışla, kuşlarla, çiçeklerle, balonlarla büyüsün tüm yavrular çünkü onlar en güzeline layıklar..

Seni seviyorum annecim..


Nil'den Mektup Var :)



Nasıl güzel ifade etmiş duygularını, görevini layıkıyla yapan her anne gibi.. 

İşte o mektup; 

O parkta arabanı iterken, söz sana her şeyi anlatacağım.. Kimsenin bilmediği şeyleri.. Herkesin bildiği şeyleri ve sadece bazı insanların bildiklerini.. Sadece benim bildiğim birkaç şey var, onları da anlatacağım sana.. Kimseye anlatmadığım gibi.
O yıl aslında tam olarak ne olduğunu..
Minik ayaklarını çırptığın o koydan ayrılırken neden ağladığımızı..
Çenemin altındaki yara izini.. 
Ankara’yı anlatacağım sana.. Çocukluğumu..
Dedenin nasıl biri olduğunu.. Tanıdığım kadarıyla..
Sana insanları tanıdığın kadarıyla yetinmeyi öğreteceğim.. 
Bu bilgiye ihtiyacın olacak.. 
Her şeyi ben ve baban kadar abartmamayı öğrenmelisin..
Biz her şeyi abartıyoruz.. 
Abartarak yaptık her şeyi.. 
Ama sana abartma diyeceğim ben, oğlumsun çünkü sen benim..

Önümüzdeki upuzun, turuncu yapraklı yolda yavaş yavaş yürüyeceğiz.. Bir acelemiz olmayacak..
Senin boynuna bakacağım, kazağını biraz yukarıya kaldırmaya gerek var mı diye.. Güneş yukarıda olacak..
Tatlı bir rüzgar esecek ve hatta yağmur yağacak birden.. Sana hiçbir şeyden kaçmamayı öğreteceğim o gün.. Yağmurda yürümeye devam etmeyi..
Her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu.. Bunu anlaman zaman alacak ama bunu sana ilk ben söylemek istiyorum, çünkü oğlumsun sen benim..

Geçen yazdan bahsedeceğiz seninle.. İlk defa suya girdiğin o koyu, ilk defa duyduğun o kokuyu..
‘İlk’leri anlatacağım sana.. İlk kelimesine kıymet vermeyi.. Uzun bir süre, beraber bir sürü ilk yaşayacağız seninle.. Çünkü annenim ben senin..

Sen küçük başını kaldırıp, o kocaman gözlerinle ağaçların en tepelerine bakacaksın.. İnsan büyüyünce ağaçların en tepelerine değil, gövdelerine bakıyor.. Bakışları aşağı düşüyor insanın.. Ağırlaşıyor başı..
Sana, şu an yaptığın gibi, ağaçların en tepelerine bakmayı unutma diyeceğim.. Ağaçların gövdelerine düşmesin bakışların diye didinip duracağım.. Ve bundan hiç bıkmayacağım, çünkü sen benim bir tanecik oğlumsun..

İnşallah diyeceğim sana, inşallah şu an olduğu gibi, insanlar seni görür görmez gülsünler.. Sen de onlara onlarınkinden de büyük gül... Onlar bunu görünce daha da gülsünler... Ve hayatın hep böyle geçsin.. Hazır ol, ben çok inşallah diyeceğim.. Çünkü anneler sürekli inşallah der.. Maşallah da der..

Bana ne zaman sorsan söyleyeceğim, kucağıma gelirsen havalara fırlatıp tutacağım, ağlarsan ben susturacağım seni..
Boynuna sokup burnumu, seni derin derin içime çekeceğim.. Yanımdayken bile resimlerine bakacağım..
Ben seni büyüteceğim, abartacağım, koruyacağım, sakınacağım ve çok seveceğim ama susacağım.. Bunlar sana ağırlık yapar da bakışların ağaç gövdelerine düşer diye korktuğumdan..

Hazır ol. Sana en çok konuşan da en çok susan da ben olacağım.. Çünkü canımsın sen benim..

Çarşamba, Mart 30, 2016

Elif Mina'nin Babasi



Merhaba.. Ben küçük Mina'nin babasiyim.. Çocuklarimiz bizler için ne kadar degerli degil mi? Onlar kiymetlilerimiz...

Çocuklarimiz icin gece gündüz çalişiyor onlara iyi bir gelecek sunabilmek için didiniyoruz.. Ne kadar klişe de görünse, anne-baba olunca bu gercekten böyleymis diyoruz hepimiz.. Çocuklarimizin başarili ve saglikli olmasi icin, vaktimizden, ekonomik gücümüzden veriyor onlara destek icin nasil daha iyi seyler yapariz diye soruyoruz kendimize.. Hepimizin ortak paydasi cocuklarimiz olunca, bir ebevyn olarak disarida ki dünya da onlari nasil bir gelecek bekledigi sorusu kafamizda canlaniyor... Şu an Turkiye'nin icin de bulundugu problemli 
günlerin bir sonu olacak mi? Çocuklarimizi korkmadan okula gönderip, korkmadan sokak da oynamalarina izin verebilecek miyiz? Ne olursa olsun artik kendimizi düşünmüyor, dünya onlar icin ne zaman düzelecek ve ne zaman melekler icin yasanir bir dünya olacak hevesle bekliyoruz..  Güzel kizim büyüyüp okuma yazma öğrenince bu yazdiklarimizi okuyacak ve insallah bizlere artik dünya güzel bir yer anne-baba diyebilecek..
Sevgiler..

Pazartesi, Mart 14, 2016

Kaçıp Gidesimiz Var Artık!




Yazıp yazıp siliyorum, ne yazılır ki yaşananların üstüne.. Hem sana böyle kötü haberleri yazmak istemiyorum, hem de ilerde okumak nasip olursa insanlar ne zorluklardan geçti bil istiyorum..
Sen 26 aylıksın, ben 28 yaşındayım bu tarifsiz acı yaşanırken..

Ahh annem ahh can kuzum, 13.03.2016 ygs sınavının olduğu gün öyle bir acı yaşadı ki Ankara :( 
Ankara'nın göbeği Kızılay Güvenpark'ta bi patlama yaşandı 18:45'de.. Medyaya göre 37 idi hayatını kaybeden sayısı ama bence çok daha fazlaydı.. 

O gün bende sınava girdim kendimi denemek istedim, sende benimle birlikte çok erken uyandın.. Üstünü değiştirdim, kendim hazırlandım.. Seni odaya getirdim oyuncaklarınla oyna diye 'ben işimi bitirip hemen gelicem annecim' dedim sana, çıktım odadan geç kalacaktım.. Sonra, öpmedim kuzumu ama şimdi tekrar yanına girersem ağlayabilir girmeyim en iyisi dedim, halan yanına gelince de çıktım evden.. Giderken içime dert oldu öpmeyişim..

Sonra otobüsle Kızılay'a geçip patlamanın olduğu durakta indim metroya girdim, metro ile de sınav yerime gittim.. Sınav çıkışı tekrar metro ile Kızılay'a geçtim alışveriş yaptım dolandım biraz..Daha işim vardı ama saat 14:10 falandı 'kuzumu özledim, durmaz belki gideyim artık' diyerek bindim otobüse eve geçtim.. Yaklaşık 3 saat sonra da patlamanın haberleri çıktı Tv.de.. Nasıl sızladı içim anlatamam.. Ben bugün seni öpmeden çıktım, ve döndüğümde senin 'annemm' diyerek uzun uzun bana sarılışın geçti hemen aklımdan.. Ya dönmeseydim?? Şükür dedim, çok şükür ama sevinemedim bile doğru düzgün.. Çünkü benim gibi çıkıp evine, çocuğuna, eşine, ailesine dönemeyen çok insan vardı.. Hele 16-19-20-21 yaşlarındaki o gencecik fidanlar.. Hiç suçları yokken, durakta otobüs beklerken canlarından olan masum insanlar... 

İnanmak zor annecim, sabretmek, umut etmek bile zor artık.. Ateşin düştüğü o evlerdeki acıyı düşünemiyorum bile..

Bi önceki yazımda olduğu gibi yine siz kuzuların geleceği için çok korkuyor ve endişe duyuyorum.. Üstünden sadece 25 gün geçmişti çünkü o acının.. Dua dua dua, başka elden bir şey gelmiyor maalesef... 

Allah seni hayırlısı ile büyütmeyi, bizlere de hayırlısı ile büyüdüğün günleri görebilmeyi nasip etsin bebeğim..

Seni seviyorum annecim..




Çarşamba, Şubat 17, 2016

Hep Gülsün Yüzün E mi :)

5 gün sonra 26 aylık olacaksın inşallah prenses..

Artık bildiğin konuşuyor, anlıyor ve cevap verebiliyorsun..
Dinlediğin şarkıları bir kaç seferde kapıyorsun hemen ve sonra bazı yerlerini uydurarak kendin söylüyorsun ;)
10' a kadar saymaya devam, bitti mi tekrar başa dönüyorsun..
Şekilleri biliyorsun..
Çoğu hayvanın isimlerini ve çıkardığı sesleri biliyor, taklit edip gülüyorsun..
Şimdi renkleri öğreniyoruz çoğuna mavi (mami) diyorsun ;) ama iyisin yine..
Parka gittiğimizde dönmek istemiyorsun ;)
Çiçekleri çok seviyor, koklayıp 'ohh' diyorsun ;)
Merdivenleri emekler şekilde çok hızlı çıkıyorsun, inerken bir elimden tutup tek tek iniyorsun..
Kar ile oynamaya, yağarken gökyüze bakmaya bayılıyorsun..
Çok güzel kalem tutup, söylediğim nesnelerin içini boyuyorsun..
Kitaplardaki nesneleri alabileceğini sanıyorsun :)
Tabletinde parmak oyunlarını oynayabiliyor, farklı şekilleri bulup yerine yerleştirebiliyorsun,
Yaşıtın ya da 1-2 yaş çocuklarla çok güzel oynuyorsun,
Sakız çiğneyebiliyorsun,
Sevdiğin birşeyi yerken, ya da evcilikte birşey yerken yedikten sonra 'ımm ebisss' (nefisss) diyorsun :)
Girdiğin ortama hemen uyum sağlıyor, sadece uyku saatin geldiğinde huzursuz oluyorsun,
Dışardayken görüp, farkettiğin şekilleri hemen (üçgen, kare, daire) söylüyorsun, 
Gece sütünü 23 aylıkken kestik sadece uyumadan önce bir kere içiyorsun,
Tüm organlarını bilip gösteriyorsun, 
Oyuncaklarınla çay demleyip, yemekler pişiriyorsun,
İlk söylediğin şarkı arı vız vız'dı, 2. Ali babanın çiftliği 3.Pepe, 4. Kutu kutu pense, 5. Karga karga gak dedi,
Tuvalete götürdüğüm de yapıyorsun ama hala kendin çişin geldiğinde söylemiyorsun,
T'lere k diyorsun; kop (top) kospiş (tospiş),
Evde namaz kılanın yanına geçip önüne seccade serdirip Allapeet  (Allahuekber) yapcam diyorsun, üstüne bir de ellerinle abiiinn (amin) yapıyorsun :)



Senden, gelişiminden bahsetmek çok güzel lakin gündem içler acısı.. Bülbülün kafes içindeyken illede vatanım dediği vatanı imkanı olan koşa koşa bırakıp gider hale geldi! Her gün yeni bir şehit haberi, ve bugün yine yeniden Ankara' da patlama yaşandı! 29 can daha gitti.. 29 insan akşam eve döneceğim umuduyla çıktı, belki yavrusunu özledi koklamayı iple çekti.. Ve her zaman evine gittiği yol onun son yolu oldu.. Lanet okumaktan bıktık, şükür derken bile utanır olduk! Korkuyorum annem çok korkuyorum gelecekten, senin ve senin gibi yavruların geleceğinden korkuyorum.. Çünkü herşeyin iyi olacağına dair umut barındıramaz olduk.. Allah var gam yok elbet, yine Allah'a havale tüm sebep olanlar! Nasıl öderler bunca insanın vebalini bilmem!??

Ben sana masallar anlatırım, oyun hamurundan nasıl şekiller çıkartabileceğini anlatırım annecim ama kardeşçe yaşamaktan bihaber insanların nasıl canlar yaktığını, düşen şehitleri, ağlayan anaları anlatamam.. Dilim dönmez, gücüm yetmez..

İnşallah güzel kızım inşallah yarınlar, yarınlarınız çok çok güzel olur.. Önce sağlıklı bir hayat sonra güzel bir gelecek sizin olsun inşallah.. Hep gülsün yüzünüz :)

Seni seviyorum annecim..