Perşembe, Mart 31, 2016

En Güzel Emeğimsin ;)




Ahh ne zormuş Türkiye de kadın olmak.. Şiddete, küfüre, cinayete, tecavüze maruz kalan ne çok kadın var.. Ve böyle bir düzenin içinde kız çocuğu yetiştirmek herşeyden zor.. Şu an 27 aylık ama herşey dikkatini çekiyor, soruyor öğrenmek istiyor, tv.de ki şiddet haberlerinden bile etkilenen bu yavruların benzer şiddetlere maruz kaldığını duymak akıllara zarar! Hele çocuk istismarı haberleri, gözüm görmesin, kulağım duymasın!

Zaten evhamlıyken şimdi çok daha fazlalaştı bu durum anneler de..
'Nasıl koruyabilirim onu' ?? Sorusu kemirdi beynimizi kurt gibi..

Mümkün mertebe yanında tv izlememek gerek, zira şiddet, kavga, küfür, ve daha fazlası orada mevcut..

“Öpsün amca bir kere” Ne kadar masum görünse de bu teklif aslında çocuğun hayatını fazlasıyla etkiliyor.. Çünkü bence çocuk o saatten sonra 'ona sorulmadan' öpülebileceğini düşünüp buna inanacak ne yazıkki..

"Bir öpücük verirsen sana çikolata vereceğim" der iyi niyetli yakınlarımız, ama istismar haberlerinde bunu tacizcilerin bir yöntem olarak kullandığını okuyoruz maalesef.. 

Bir şeyi yapmak istemiyorsa bırak yapmasın, rüşvetle yapıldığını ona empoze etmek günün birinde kötü sonuçlar doğuracaktır..

Bırak yakınlarını, anne-babanın bile 'annecim-babacım öpebilir miyim' diye sormaları gerek ki bilsin sadece o istediğinde öpüle-bileceğini..

Aza kanaat etmesi için her gördüğünü değil ama sadece tek bir şey alma hakkının olduğunu ona anlatabiliriz çıktığımız her alışverişte..

Parkta 'kardişş' dediği arkadaşları ile elindekinin bir kısmını paylaşabileceğini gösterdiğimizde, fazla olanı paylaşması gerektiğini öğretebiliriz kolaylıkla..

Teknolojinin üst seviyelerde olduğu bir çağ da yaşarken çocuğu bundan uzak tutmak hayli zor, ama sınırlamalar koyarak, belli oyunları oynamasına izin vererek kullanmasında bir sakınca olduğunu sanmıyorum.. Arada açtığım parmak oyunlarının ona bir zararı yok uzun uzun oynayıp müptelası olmadığı sürece.. Ki 10 dakikadan fazla oynadığını bilmem, alıştı sanırım ben istemeden kendi getiriyor tabletini..

Sen evde farklı oyunlar, evcilikler, ativiteler kurup oynatmazsan zaten farkında bile olmazsın o çocuğun teknoloji kurbanı olduğunun.. Bir çocuğun mutlu olması için ne pahalı oyuncaklara ne de teknolojik aletlere ihtiyacı vardır..

Zor evlat yetiştirmek, en güzel ve en özel emeğidir insanın, sen gözünden sakınırken, tırnağının ucuna zarar gelse dünyayı yakacağını bilirken bi başkasının ona zarar verme ihtimali kabustan öte, korkunç.. Allah yaşatmasın, bizleri çocuklarımızın acısı ile, zor günleri ile sınamasın.. Gerisi boş, para-pul gider sonra geri yerine de gelir.. Hayatta çok daha önemli şeyler var..

Sağlıkla, huzurla, barışla, kuşlarla, çiçeklerle, balonlarla büyüsün tüm yavrular çünkü onlar en güzeline layıklar..

Seni seviyorum annecim..


Nil'den Mektup Var :)



Nasıl güzel ifade etmiş duygularını, görevini layıkıyla yapan her anne gibi.. 

İşte o mektup; 

O parkta arabanı iterken, söz sana her şeyi anlatacağım.. Kimsenin bilmediği şeyleri.. Herkesin bildiği şeyleri ve sadece bazı insanların bildiklerini.. Sadece benim bildiğim birkaç şey var, onları da anlatacağım sana.. Kimseye anlatmadığım gibi.
O yıl aslında tam olarak ne olduğunu..
Minik ayaklarını çırptığın o koydan ayrılırken neden ağladığımızı..
Çenemin altındaki yara izini.. 
Ankara’yı anlatacağım sana.. Çocukluğumu..
Dedenin nasıl biri olduğunu.. Tanıdığım kadarıyla..
Sana insanları tanıdığın kadarıyla yetinmeyi öğreteceğim.. 
Bu bilgiye ihtiyacın olacak.. 
Her şeyi ben ve baban kadar abartmamayı öğrenmelisin..
Biz her şeyi abartıyoruz.. 
Abartarak yaptık her şeyi.. 
Ama sana abartma diyeceğim ben, oğlumsun çünkü sen benim..

Önümüzdeki upuzun, turuncu yapraklı yolda yavaş yavaş yürüyeceğiz.. Bir acelemiz olmayacak..
Senin boynuna bakacağım, kazağını biraz yukarıya kaldırmaya gerek var mı diye.. Güneş yukarıda olacak..
Tatlı bir rüzgar esecek ve hatta yağmur yağacak birden.. Sana hiçbir şeyden kaçmamayı öğreteceğim o gün.. Yağmurda yürümeye devam etmeyi..
Her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu.. Bunu anlaman zaman alacak ama bunu sana ilk ben söylemek istiyorum, çünkü oğlumsun sen benim..

Geçen yazdan bahsedeceğiz seninle.. İlk defa suya girdiğin o koyu, ilk defa duyduğun o kokuyu..
‘İlk’leri anlatacağım sana.. İlk kelimesine kıymet vermeyi.. Uzun bir süre, beraber bir sürü ilk yaşayacağız seninle.. Çünkü annenim ben senin..

Sen küçük başını kaldırıp, o kocaman gözlerinle ağaçların en tepelerine bakacaksın.. İnsan büyüyünce ağaçların en tepelerine değil, gövdelerine bakıyor.. Bakışları aşağı düşüyor insanın.. Ağırlaşıyor başı..
Sana, şu an yaptığın gibi, ağaçların en tepelerine bakmayı unutma diyeceğim.. Ağaçların gövdelerine düşmesin bakışların diye didinip duracağım.. Ve bundan hiç bıkmayacağım, çünkü sen benim bir tanecik oğlumsun..

İnşallah diyeceğim sana, inşallah şu an olduğu gibi, insanlar seni görür görmez gülsünler.. Sen de onlara onlarınkinden de büyük gül... Onlar bunu görünce daha da gülsünler... Ve hayatın hep böyle geçsin.. Hazır ol, ben çok inşallah diyeceğim.. Çünkü anneler sürekli inşallah der.. Maşallah da der..

Bana ne zaman sorsan söyleyeceğim, kucağıma gelirsen havalara fırlatıp tutacağım, ağlarsan ben susturacağım seni..
Boynuna sokup burnumu, seni derin derin içime çekeceğim.. Yanımdayken bile resimlerine bakacağım..
Ben seni büyüteceğim, abartacağım, koruyacağım, sakınacağım ve çok seveceğim ama susacağım.. Bunlar sana ağırlık yapar da bakışların ağaç gövdelerine düşer diye korktuğumdan..

Hazır ol. Sana en çok konuşan da en çok susan da ben olacağım.. Çünkü canımsın sen benim..

Çarşamba, Mart 30, 2016

Elif Mina'nin Babasi



Merhaba.. Ben küçük Mina'nin babasiyim.. Çocuklarimiz bizler için ne kadar degerli degil mi? Onlar kiymetlilerimiz...

Çocuklarimiz icin gece gündüz çalişiyor onlara iyi bir gelecek sunabilmek için didiniyoruz.. Ne kadar klişe de görünse, anne-baba olunca bu gercekten böyleymis diyoruz hepimiz.. Çocuklarimizin başarili ve saglikli olmasi icin, vaktimizden, ekonomik gücümüzden veriyor onlara destek icin nasil daha iyi seyler yapariz diye soruyoruz kendimize.. Hepimizin ortak paydasi cocuklarimiz olunca, bir ebevyn olarak disarida ki dünya da onlari nasil bir gelecek bekledigi sorusu kafamizda canlaniyor... Şu an Turkiye'nin icin de bulundugu problemli 
günlerin bir sonu olacak mi? Çocuklarimizi korkmadan okula gönderip, korkmadan sokak da oynamalarina izin verebilecek miyiz? Ne olursa olsun artik kendimizi düşünmüyor, dünya onlar icin ne zaman düzelecek ve ne zaman melekler icin yasanir bir dünya olacak hevesle bekliyoruz..  Güzel kizim büyüyüp okuma yazma öğrenince bu yazdiklarimizi okuyacak ve insallah bizlere artik dünya güzel bir yer anne-baba diyebilecek..
Sevgiler..

Pazartesi, Mart 14, 2016

Kaçıp Gidesimiz Var Artık!




Yazıp yazıp siliyorum, ne yazılır ki yaşananların üstüne.. Hem sana böyle kötü haberleri yazmak istemiyorum, hem de ilerde okumak nasip olursa insanlar ne zorluklardan geçti bil istiyorum..
Sen 26 aylıksın, ben 28 yaşındayım bu tarifsiz acı yaşanırken..

Ahh annem ahh can kuzum, 13.03.2016 ygs sınavının olduğu gün öyle bir acı yaşadı ki Ankara :( 
Ankara'nın göbeği Kızılay Güvenpark'ta bi patlama yaşandı 18:45'de.. Medyaya göre 37 idi hayatını kaybeden sayısı ama bence çok daha fazlaydı.. 

O gün bende sınava girdim kendimi denemek istedim, sende benimle birlikte çok erken uyandın.. Üstünü değiştirdim, kendim hazırlandım.. Seni odaya getirdim oyuncaklarınla oyna diye 'ben işimi bitirip hemen gelicem annecim' dedim sana, çıktım odadan geç kalacaktım.. Sonra, öpmedim kuzumu ama şimdi tekrar yanına girersem ağlayabilir girmeyim en iyisi dedim, halan yanına gelince de çıktım evden.. Giderken içime dert oldu öpmeyişim..

Sonra otobüsle Kızılay'a geçip patlamanın olduğu durakta indim metroya girdim, metro ile de sınav yerime gittim.. Sınav çıkışı tekrar metro ile Kızılay'a geçtim alışveriş yaptım dolandım biraz..Daha işim vardı ama saat 14:10 falandı 'kuzumu özledim, durmaz belki gideyim artık' diyerek bindim otobüse eve geçtim.. Yaklaşık 3 saat sonra da patlamanın haberleri çıktı Tv.de.. Nasıl sızladı içim anlatamam.. Ben bugün seni öpmeden çıktım, ve döndüğümde senin 'annemm' diyerek uzun uzun bana sarılışın geçti hemen aklımdan.. Ya dönmeseydim?? Şükür dedim, çok şükür ama sevinemedim bile doğru düzgün.. Çünkü benim gibi çıkıp evine, çocuğuna, eşine, ailesine dönemeyen çok insan vardı.. Hele 16-19-20-21 yaşlarındaki o gencecik fidanlar.. Hiç suçları yokken, durakta otobüs beklerken canlarından olan masum insanlar... 

İnanmak zor annecim, sabretmek, umut etmek bile zor artık.. Ateşin düştüğü o evlerdeki acıyı düşünemiyorum bile..

Bi önceki yazımda olduğu gibi yine siz kuzuların geleceği için çok korkuyor ve endişe duyuyorum.. Üstünden sadece 25 gün geçmişti çünkü o acının.. Dua dua dua, başka elden bir şey gelmiyor maalesef... 

Allah seni hayırlısı ile büyütmeyi, bizlere de hayırlısı ile büyüdüğün günleri görebilmeyi nasip etsin bebeğim..

Seni seviyorum annecim..