Cuma, Mart 20, 2015

Büyürken...

Bazı şeylere alışmak zaman alır. Bazı şeylerden vazgeçmek zaman alır. Kendi hayatınıza bakın. Kimbilir nelerle uğraşıyorsunuz? Bu iş yerine bir türlü alışamadım diyeniniz hiç mi yok? Sigarayı bırakmak istiyorum ama seviyorum mereti, diyeniniz de mi yok? Eminim aramızda sabahları erken kalkmaya bir türlü alışamadım diyeniniz, bu eve alışamadım, çocuklu hayata alışamadım, evi böyle dağınık görmeye alışamadım diyeniniz mutlaka vardır. Yağlı yemekler yememem gerekiyor, sigara içmemem gerekiyor, çikolata yememem gerekiyor ama bırakamıyorum, seviyorum diyeniniz vardır. Koşulları zor geldiği için işten ayrılanınız vardır mesela, oranın kuralları ona uymamıştır, o da başlarım ulan demiştir, olamaz mı? Ben mesela 10 yıl oldu Ankara'ya geleli, hala alışamadım, yaşadığım şehre alışamadım, daha ne olsun!!!
Hak verdiniz dimi, azıcık kendinizden birşeyler buldunuz mutlaka. E be güzel kardeşim el kadar bebekten niye hemen her şeye alışmasını bekliyorsunuz. Mesajlar geliyor sizlerden, diyorsunuz ki: 18 aylık oldu hala ağlıyor, 20 aylık oldu hala emzik emiyor, 22 aylık hala emziği bırakmadı, 24 aylık oldu hala bezi bırakmadı!!! Yaaahu adam daha dünyaya geleli 2 sene olmuş, dünyaya alışamamış, bunca şeye nasıl alışacak…
Azıcık insaf et annesi, çocuğa zaman tanı, empati kur. Belki de o emzik çikolatadan, yorgunluk kahvesinden, üşüyünce gelen sıcacık çaydan, yaş pastadan daha tatlı onun için ne biliyosun? Bi düş şu çocuğun yakasından yaaa.!!! Name bir emzik emiyor gece, yemin ederim gidip benim de ağzıma bir tane atasım geliyor, öyle mi tatlı emilir. Çok seviyor çocuk, fakat gün gelecek sevmez olacak. Emziği de bırakacak, ağlamayı da, bezi de, yatağına gelmeyi de… Ve hatta o kadar ileri gidecek ki, gel bir kere sarılayım diyeceksin, bin nazla gelecek. Bi sabret, bi huzur ver çocuğa. Bana fenalık geldi, emziği bırakmıyor, bezi ne zaman bırakacak sorularından, çocukların halini düşünemiyorum. Emzikli, bezli, mızmız, gece anne kucağı isteyen bütün çocuklar, arkanızdayım!!! Zamanı gelene kadar, kendinizi hazır hissedene kadar... devammmm...  Oyunları da çok keyifli ;) 

Şermin Yaşar Çarkacı 





Nasıl güzel anlatmış, tam benim kafadanmış sevgili Şermin hanım :) Yok kendi yatağında uyumuyor, yok ortalığı dağıtıyor.. Saymakla bitmez..
Hayata sıfırdan başlamış bi birey için beklentileri yüksek tutmak çok saçma, zamanla herşeyi öğrenecek zaten.. Sağlığı yerinde olsun istediği kadar dağıtsın ortalığı, saatler bile alsa toplamak, toplanıp eski haline gelecek nihayetinde.. İnsanlar tarifi mümkün olmayan evlat acısını yaşarken, saçma sapan şeyler için insanın evladını üzmesi ne kadar da anlamsız! Belki bir kaç ay sonra ağzında emzik ile uyumak istemeyecek ya da 1-2 yıl sonra sen istesende ortanıza girip sizi tekmeleyerek oynamak istemeyecek.. Ve aradan uzun yıllar geçtiğinde bu hallerinin çok özleneceğinden eminim, azıcık yanıma yatsa da koklasam demek yerine fırsat veriyorken doya doya koklamalı, öpüp, sevmeli.. Ben kuzuma sarılıp koklayarak uyumaktan, aramıza girip bizi tekmelemesinden çok memnunum ;)


Ahh yavrummm, evlat, can, kan güzeller güzeli kızımm! 15 aylık oluyorsun 3 gün sonra.. Büyüyorsun, büyüyoruz, oyunlar oynuyoruz seninle, gelişimin için aktiviteler araştırıyorum.. Zalim zaman :) 

Seni seviyorum annecim..

Perşembe, Mart 05, 2015

Gamzeli anne nurlar içinde uyu..

Elif Mina'm güzeller güzeli kızımmmm, Gamze annemiz melek olmuş, 5 yıl savaştı kanserle ama yenemedi ne yazıkki 04.03.2015 günü vefat etti  :(  Oğlu için yaşamak istedi hep ama takdir böyleymiş ki kurtulamadı.. İnsan anne olunca daha çok etkileniyor böyle durumlardan.. Duyduğum andan itibaren yüreğim yanıyor, oğlu Atakan'ı düşündükçe, son mektubunu okudukça ciğerim dağlanıyor sanki! Zor çok zor Allah sabır versin tüm sevenlerine, mekanı cennet olsun inşallah..

Allah'ım sen tüm yavrularımızı koru, onları annesiz, babasız bırakma..
Meleğime, kızıma hayırlısı ile büyümeyi ve bize hayırlısı ile onun büyüdüğünü görebilmeyi nasip et yarabbim!

İşte boğazımı düğüm düğüm yapan o mektup;






"SEYAHATE GİDEN ANNE GİBİYİM”
Gamze Akbaş’ın o günlerde oğlu Atakan için kaleme aldığı ’Seyahate giden anne gibiyim’ başlıklı yazısı şöyleydi:

“Bu yazıyı yazarken sabredeceğim ağlamamak için.
Aynı başlıkta yazdığım gibi hissediyorum kendimi, ama belli ki benim seyahatim bayaca uzun sürecek. İster bir annenin vasiyeti deyin bu yazılanlara, ister gözü arkada kalmasın diye aklından geçenleri sıralıyor deyin.
İyiydim gerçekten 2 hafta önceki düşüşü, laboratuar değerleri yanlıştır umudunu yaşıyordum, Dr.’um da öyle inandırmıştı. Ama değilmiş, artık mikroskop altında da değerlerim hızla düşüyor. Maalesef kağıt üstündeki gerçekler doğru… Diş etlerim çekilmeye başlıyor diyince zaten, salı günü kemik iliğine bakalım dedi. Nefesi kesildi adamın ama, sen çok ağladın karşımda benim de ona moralim bozuldu dedi. Nasıl ağlamam öyle bir derdim var ki içinden çıkamadığım nasıl ağlamam. Evladım ne olacak Dr.’um dedim. Sıkıntılı günlerin gelmesine ağlamıyorum, benim derdim evladım dedim.


“EVET EVLADIM TEK DERDİM”
Herkesin Atakan’a çok iyi davrandığı kesin, hatta davranacağı da. Annem, babam, kardeşim en başta hatta Emrah kendini toplayana kadar Atakan ilk dönemlerde kiminle kalır. Sevdiği alıştığı insanları yanında göremeyince ya da gördüklerinde ağlayan gözlerle gördüklerinde n’apar yavrum. İş seyahatine giden bir anne defalarca kafasından geçenleri söyler, yavrusunun bir şeyi eksik kalmasın diye.
Eskişehir’e göderirler belki biii süreliğine orası da çok soğuk, keşke annem göndermese.
Kalbi kırılırsa anlarlar mı?
Dudakları beyazlamış biraz, benzi sarı gibi gözüküyor deyip hemen kan testi yaptırmaya götürürler mi?
Anneyi sorduğunda ne cevap verirler?
Meyveler, sebzeler defalarca sirkeli suyla yıkanır mı?
Marketten alınanların özellikle Atakan’nın yiyeceklerinin son kullanma tarihlerine her defasında unutmadan kim bakar?
Her akşam ılık sütünün içilmesi, dişlerinin fırçalanması atlanılmaz mı?
Günlük taze meyve suyu sıkılır mı mevsim meyvelerinden?
Terleyince üşenmeden anında atlet değişir mi?
Nelerden mutlu olur diye düşünülür mü?
Değişik kitapları kim araştırır, kim alır peki?
Bıkmadan sıkılmadan kim oyun oynar onunla?
Bıkmadan sıkılmadan saçlara cici yapmasına kim izin verir?
Gideceği okuldaki eksiklikleri kim farkeder?
Öğretmeniyle sürekli yakın diyaloğa kim girer. O özel biii öğrenci iyi bir gözleme ihtiyacı var annesini kan kanserinden kaybettik der.
Evde televizyon seyretmeyip kim aktivite yapar el becerisi gelişsin diye hem de hergün?
Kendi çocuğuna ya da çocuklarına sabır gösteremeyen insanlar, Atakan’ıma nasıl sabır gösterir?
Bir varmış, bir yokmuş. Ömür bu iki kelime arasında geçen zaman. Zamansa bazen dost insana, bazen düşman. Bize düşman oldu.
Emrah’ım canım sevdiğim. Çok üzdüm seni en fazla kötü günlere, seninle göğüs gerdik. Hakkını helal et. Bundan sonra işin daha da zor olacak. Ama sana güvenim tam. Bir kaç gün önce demiştin ya bana, ’Parkta oynarken bizi birisi seyretse deli bu adam der ama ben oğlumla çocukluğumu tekrar yaşıyorum’ diye. Hep öyle deli baba ol olur mu? O zaman Atakan yokluğumu daha az hisseder belki.
Evde demiştim ya ben, sana sevdiğim, ’Atakan seninle gerçekten iyi vakit geçiriyor hep gülüyor. Sen iyi bir babasın’ diye. Ben hep bişeyler öğretme çabasındaydım, sense eğlence, öyle olduğu için o kadar mutluyum ki hep mutlu ve onu güldüren babasıyla birlikte yaşayacak diye. Öğretmenler zaten öğretir öğrenmesi gerekenleri. Gülmek daha iyi bir ilaç. Onu da sen hep verdin ve vericeksin canım sevgilim.
Canım annem, canım babam, canım kardeşim. Hakkınızı ödeyemem şimdiye kadar çok emek verdiniz bize. Asıl şimdiden sonra sizlere daha çok iş düşüyor dimdik durup Emrah’a destek verme zamanı. Atakan başta ALLAH’a sonra Emrah’a sonra annem, babam, kardeşim size emanet.
Keşke herşey farklı olsaydı. Yaşam mutlu dolu günlerle dolsaydı.
Annem hediye kaban almak istedi. İstemedim çünkü seneye kışa çıkmam heralde.
Sabahleyin aradın annem.
Ne olur güçlü ol diye. Lütfen gel alalım dedin. İstemem annem dedim.
Ateşim var, öksürüyorum dışarı çıkmıcam dediğimde Atakan’ım koşarak geldi ne dedi biliyomusun: ’Ateşin olmasın, ne olur öksürme canım annem dayanamam sana’ dedi.
Telefonu kapadım çöktüm oğlumun yanına, ’Ben sana dayanamam merak etme geçer’ dedim. ’Geçsin annecim’ dedi. Dayancan annem diye haykırdım içimden.
Şuan ezan okunuyor. Yalvarırım rabbime evladım için bana yaşama şansı ver. Salı günü gireceğim operasyon sancısız geçsin, en önemlisi sonucu güzel gelsin. Çok bir şey istemem sadece sağlık. Ama artık o kadar yıkıldım, o kadar güçsüz kaldım ki. Savaşacak gücümü yitirdim. Emrah’ımın, annemin, babamın, kardeşimin gözünü yaşlı görmeye gücüm kalmadı.
Arayan eş, dost, akraba açamadım telefonları açamayacağım da. Biliyorum dualarınız benimle ama gücüm yok konuşmaya. Bir de tabi Atakan’ım anlamasın durumu diye.
Salı gününün güzel geçmesini bu kadar umutsuzluğun içinde yinede umut ediyorum.”
Biz blog anneleri gibi o da yazıyordu oğluna, '' İleride oğlumuzun kendisiyle ilgili tüm detayları okuyabileceği güzel bir site hazırlayabilmeyi umuyorum…'' yazmış ben kimim kısmına,  bu zamana kadar yazdıklarını okuyabilecek Atakan hiç olmazsa..